Karlar altındaydı 3 gün önce, yarım metre dersem çok demiş olurum, 40 santimetreydi. aşşağı kazadan yukarı kazaya yürüyorum. ayaz içime doluyor ama üşümüyorum bi serin rüzgar geçmişten getirdiği hayat kırıklıklarını içime gömüyor, hayal kırıklıklarının baş kentinde. bölük bölük içime akıyor yaşanmışlıklar. hey gidi koca argağon neler yitti gitti seninle, biz mi kaybettik senin sınırlarının dışında sıcaklığıda bidaha sen bile ısıtamıyorsun; yoksa sen mi yitirdin sıcaklığını.
Daha dün gibi eşşekle okula gidişim. (sonraları arabaylada gittik lakin hiç bir okul yolu eşşekle gidilen kadar çabuk bitmedi). üşümüşüm okula koşuyorum. hademe müslüm sobaya tezek basıyor. çoraplarım ıslanmış deliksiz eğlenceli çocukluğumun delikli ayakkabılarından, olsun hemence ısınır şimdi tamam müslüm amca biliyoruz sobayla oynamak yok ama sen gidene kadar oynamak yok. arguvan sporun dünkü maçını konuşurken sobanın üstünde unuttuğum eldivenlerden yanık kokusu gelipte sen bize kızmadıkca ne anladım ben o sobadan. (sonraları çok üşüdük bilimsel değeri yüksek fakat içimizi üşüten kalorifer petekleriyle) hey be arguvanspor ne maçtı dünkü ama, malatyabelediyespor çiçek gibi formalarıyla gelmişti. ayakkabıları yepyeniydi, yepyenide otobüsleri vardı, Dizilmişlerdi ışıl ışıl 81 evlerin ordaki yanlızlık kokan çamurlu futbol sahamıza. ahanda şu aşşağdan traktörle gelen mamoğların gara abidin değilmi ayağında kara lastik, saman tozundan bitek gözleri görünen kenan çopur, erdem çakmak da var traktörde. ( biz bilmezdik peleyi maradonayı gara abidin vardı bizim pelemiz) göstermezmiydik şimdi günlerini bu zengin zibidilere. hep yenerdik maçları lakin para yoktu gidemezdi arguvanspor başka ilçelere, herşeyimiz eksikti zaten her maç muhabettininde ortasında hoca gelirdi, ama eksiklik hiç bi zaman yüreğimize ilişemezdi cebimizden sıyrılıp.
Sobanın sıcağında öğrendim okumayı yazmayı ben. hocamız iyiydi ve istisnaydı. arguvana ya arguvanlı öğretmenler yada arguvan ismini ilk defa duyan askeri öğretmenler gelirdi, ama arguvandaki okumuş oranının çokluğu hiç bi zaman bundan ileri gelmezdi. hakkını yemeyeyim olmaz değildi dişli hocalar yanlız az bulunurdu herşeyin sayıyla olduğu -deli hariç- sevimli köyümde. ben ilçe diyemedim tarihin hiç bir vakti tahir köyüme çünkü kışın 500ü yazın 2500ü geçmezdi, nufusu eğitim göçümüzden. hayaller eşliğinde soba sıcağında öğle zili nasıl çalırdı bilmem. ev uzaktı ne yapsaydık. neyse yurda gider kaçak yerdik şimdi yemeği, yada kırpığın dükyanına gidip helva ekmek mi alsaydık…
Bu sorularla , bu sorunlarla geçmiş çocukluğum… hatırlamak bile içimi ısıtıyor şimdi kar 40 santim yüzüme yüzüme savuruyor ama üşümüyorum. bata çıka yürüyorum. ne çok şey yitip gidiyor ve aslında hayaller ve amaçlar götürüyor insanın mutluluklarını yüreğinden. ve hiç bi zaman para teknoloji ve zaman mutluluk getirmiyor çapca büyüyen ruhen küçülen yüreklere… arguvan… tahir köyüm… hayat, hayal, umut ve mutluluk kırıklıklarının başkenti…
kaynak : ekşisözlük


















