Redaksiyon İletişim:
Atatürk Bulvarı No: 127 Kat: 10 Bakanlıklar/Ankara
(312) 4251316
https://twitter.com/redaksiyondergi // https://www.facebook.com/pages/Redaksiyon-Dergi/495354427181223
Redaksiyon’un yeni sayısı, ta Antarktikalar’dan aldığı dış mihrak desteği ile raflarda yerini almak üzere #direnokur.
“Direnişi anlamak” özel dosyasıyla raflardaki yerini alacak Redaksiyon’da; Oğuzhan Müftüoğlu, Mustafa Sönmez, Cengiz Bozkurt, Ceren Moray, Eriş Bilaloğlu, Güven Gürkan Öztan, Oya Köymen, Önder İşleyen, Şükrü Argın, Barış Parkan, Zeynep Gambetti ve serüvenine Redaksiyon’da devam eden TersYüz okunmak üzere sizleri bekliyor. Direniş Dosyası’nda ayrıca, “Direnişçiler Anlatıyor- Kendimizi Keşfettik * 90 Kuşağı’na Dair Bağzı Şeyler * Direniş Sözlüğü * AKP’nin Yeni 11’i yer alıyor.
Dosya dışında Samir Amin’le Mısır, Peter McLaren ile eleştirel pedagoji üzerine söyleşirken; geçtiğimiz sayıda Mehmet Yetiş ile başladığımız anayasa ve başkanlık sistemi tartışmalarına Ali Murat Özdemir ile devam ediyoruz.
Redaksiyon EK ise, bu sayımızda, Redaksiyon Söyleşileri’nde Tarık Şengül, Necmi Erdoğan, Mustafa Bayırbağ, Utku Balaban ve Perihan Bayraktar ile birlikte ele aldığımız “Kapitalizm, Kent ve Mücadele” başlığıyla çıkıyor.
Yaşasın Bağzı Şeyler
Redaksiyon çıkış sayısına, “Tarihin hareketsiz kaldığı bir dönemden geçtik. Biz buna ‘lanetli yıllar’ diyoruz.” diyerek başlamıştı. Hakikaten de renklerin silikleştiği, umutların solduğu bir dönemdi. Öyle neşesi de kalmamıştı ne reddetmenin ne direnmenin. Biraz zorakiydi sanki her şey! Tarihin tekeri durmuştu bir kez ve kimse onu harekete geçirecek gücü kendisinde bulamıyordu. O yüzden bu çağın şiiri de tarihin hareket halindeki bir dönemine özlemle dolu ama gelecekten umudunu kesmiş melankolik bir tondaydı. Ne de çok “eskiden” diye başlayan cümle kuruldu bir bilseniz! sözleriyle başlayıp bizi harekete geçirenin de tarihin hareketi olduğunu söylemiştik. Demiştik ki, “Tarih şimdi, kapitalizmin büyük krizi ile kırıldığı yerden değil sokakları kuşatanların sesinin yükseldiği yerden yürümeye başlıyor! Emekçilerin ve ezilenlerin yeniden özneleştiği bu durak, yeni bir ilerlemenin de başlangıç noktasını oluşturuyor”
Tam da başladığımız yerden yürüyoruz Herkesin ayaklarını yerden kesen, kimsenin beklemediği bir şenlik ile sarsıldı sokaklar. Görmeye bir ömür yetmez denilenler görüldü, yaşandı. 31 Mayıs sonrasının yeni bir mevsime açılacağını kim bilebilirdi ki! Ama oldu, her günün akşamı muktedirlerin bu son diye umut ettiklerinin sonu olmadı; direniş, sonsuz bir ufka açılıp sürekli büyüdü. “Lanetli yılları” bir çırpıda söküp atıp, direnmenin neşesini yerine getirdi, dilini değiştirdi. Y mi X mi diye muğlaklıkla malul tanımlanan bir kuşak geldi düzeni kendi diliyle ve üslubuyla kökten reddetti. RTE biçare halde, bindirilmiş kıtalarına seslenirken “siz onlar gibi olmayacaksınız, hepimizin elinde bilgisayar olacak” derken özgürlüğünü ilan etmiş gençler yeni teknolojinin bütün imkanlarını dibine kadar kullanıp, RTE medyasını maymun ediyordu! Neşenin, zekanın ve isyanın hareketi kurulmuş ne varsa dümdüz edip üzerinden geçti. Barikatlarını kurdu, polisi “biber gazı oley” diye karşıladı. TOMA’yı kovaladı. Çarşı’dan yayılan besteyle “sık bakalım sık bakalım biber gazı sık bakalım” şarkısıyla polise caka sattı! Anneler yürüdü, babaanneler evlerinin önünde direnişçi çocuklarına pasta börek dağıttı. Geceleri apartman kapıları açıldı, sokakta küçük kağıda yazılmış adresler dağıtıldı. Tencere-tava çalındı, bir halk kendi sesini bulup güç kazandı. Gündoğdu marşıyla başlayan Ankara geceleri, Ankara’nın bağlarına kadar uzadı. İzmir, “biz TOMA’ya çiğdem deriz” diye katıldı şenliğe. Taksim direnişin merkezi, her yer Taksim’in benzeri oldu. Gün geldi Ankara sokakları İstanbul yatıyor biz çatışıyor diye hayıflandı gün geldi İstanbul Ankara ses ver diye seslendi. İzmir bildiğini yaptı. Çukurova yine her zamanki gibi sertti. Karadeniz biz de polis yok diye hayıflandı. Velhasıl memleketin her yanı birbirine bakarak, birbirinin sesinden güç alarak kendi bildiği usulden direndi.
Gezi’den çıkıldı, hareket şimdi nereye derken gitti parklara yerleşti. Bir anda memleketin parkları forum alanlarına dönüşüverdi. RTE, Gezi’yi işgal etmenin forsunu dahi atamadan bu kez bütün Parkları kaybetti ve sonra Gezi’yi de. Gün geldi bunca güzellik içinde, öfkenin ve hüznün birbirine karıştığı günler oldu. Onlarca insanımız yaralandı, gözünü kaybetti. Ethem’i, Abdullah’ı, Ali’yi, Mehmet’i kaybettik. On binler onların ardından yürüdü, kendi çocuklarını bağrına bastı halk. Binler olup meydanlara döndü yeniden. Operasyon üzerine operasyonlar başlatıldı. Ülkenin güzel çocuklarını cezaevlerine doldurmak için evler basıldı. 100’ün üzerinde arkadaşımız tutuklandı.
Günler geceler oldu, takvim yaprakları kapatıldı, saatler parçalanıp başka bir zamana geçildi. Her gün güzellikten yeni güzellikler yeşertildi. Birarada olmanın, birlikte direnmenin ve birlikte gülmenin, sorunlara ortak çareler aramanın ve bulmanın mutluluğu şimdi de parktan parka, meydandan meydana yayılmaya devam ediyor. Redaksiyon işte bu vakitsiz ve zamansız günlerin içinde iki arada bir derede çıkartıldı. Tüm güzelliklere, kaybettiğimiz kardeşlerimize, tutsak edilen direnişin güzel çocuklarına… Yeni günlere, yıldızlı gecelere, barikatlara, annelerimize, tarihimize ve geleceğimize umutla yeniden merhaba…
Redaksiyon


















